| 4 Nisan 1997 gününe… |
Küresel gıda fiyatları, bir yandan küresel ekonomik toparlanma için ters rüzgârlara katkıda bulunurken, Şubat ayında rekor seviyeye sıçradıktan sonra bile tırmanmaya devam edecek ve yükün en ağırını savunmasız nüfusların üzerine (on vulnerable populations) bırakacaktır.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün, enflasyona göre düzeltilmiş (inflation-adjusted) rakamlarına bakıldığında, gıda emtia fiyatları geçen yıl %23,1 artarak on yıldan fazla bir sürenin en hızlı artışına sahne olmuştur. Şubat; et, süt ürünleri, tahıllar, yağlar ve şeker bakımından gösterge izleme fiyatları için 1961 yılından bu yana en yüksek seviyenin gerçekleştiği aydı.
Şimdi, Ukrayna’daki savaş ve Rusya’ya uygulanan yaptırımlar; dünyanın en büyük iki tarım üreticisinin (two of the world’s largest agricultural producers) sevkiyatlarını ve muhtemelen üretimlerini artırmaktadır. Bu iki ülke, dünya buğday ihracatının yaklaşık %30’unu ve çoğu şu anda kapalı olan Karadeniz limanlarından sevk edilen mısırın da %18’ini oluşturmaktadır. Bunun sonucu olarak, küresel bir gösterge (global benchmark) olan Chicago’da işlem gören buğday vadeli işlemleri, son zamanlarda rekor seviyeye yükselmiştir.
Tüm bunlar, fiyat şoklarının dünya çapında, özellikle de gıda harcamalarının daha yüksek bir paya sahip olduğu yoksul haneler (poor households) üzerinde nasıl bir etki yapacağını göstermektedir. Gıda maliyetleri, gelişmiş ekonomilerde tüketici harcamalarının %17’sini, Sahra altı Afrika’da ise %40’ını oluşturmaktadır. Bu bölge buğday için ithalata oldukça bağımlı (highly import-dependent) olmasına rağmen, tahıl toplam kalori ihtiyacının sadece küçük bir kısmını teşkil etmektedir.
Diğer yandan, beslenme düzenindeki farklılıklar (differences in diet) da önemlidir. Ekmek kültürünün birçok yönüne derinden bağlı (deeply embedded) olan Avrupa’da buğday, beslenmenin yaklaşık dörtte birini oluşturur. Güneydoğu Asya’da ise buğday, şimdiye kadar fiyat artışlarının nispeten sınırlı olduğu pirincin %42’lik payına karşılık yalnızca %7’sini oluşturmaktadır. Bununla birlikte, yoksul haneler orta gelirli hanelere kıyasla daha fazla tahıl, ancak daha az et, sebze ve meyve yeme eğiliminde olduklarından; ülke düzeyindeki ortalamalar (country-level averages), ülkeler arasındaki önemli farklılıkları (substantial differences) da gizlemektedir.
Son olarak, Doğu Avrupa, Kafkaslar ve Orta Asya da dâhil olmak üzere Rusya ve Ukrayna ile yakın ticari bağları olan ülkeler için aksama daha da büyük olabilir. Yüksek buğday fiyatları, Mısır gibi özellikle Rusya’nın ihracatına bağımlı olan Orta Doğu ve Kuzey Afrika ekonomileri üzerinde daha da ağır basacaktır.
İleriye dönük olarak, azalan gübre arzı (reduced fertilizer supplies) ve daha yüksek petrol fiyatları (higher oil prices); gıdaların hasat edilmesi, taşınması ve işlenmesine (harvesting, transporting and processing) ilişkin maliyetleri de artıracaktır. Politika yapıcılar, korumacılıktan (protectionism) kaçınarak ve en yoksullara yönelik sosyal yardımı artırarak bu baskıların gıda güvensizliğini körüklemesini önlemelidirler.
Durum kötüleşirse, bu defa dünya en büyük iki ekonomiye (two largest economies) de başvurmak zorunda kalabilir. Mısır üretiminin yaklaşık %40’ının etanol maddesine (ethanol) gittiği Amerika Birleşik Devletleri’nde, politika yapıcılar bu kullanımı yeniden değerlendirebilirler. Yanı sıra, küresel buğday ve mısır rezervlerinin yarısından fazlasını elinde tutan Çin de, arzı daha düşük fiyatlara sunmayı düşünebilir.
ÖNEMLİ NOT:
Bu yazıda yer alan görüşler yazarına ait olup çalıştığı kurumu bağlamaz, yazarın çalıştığı kurum veya göreviyle ilişki kurulmak suretiyle kullanılamaz. Yazıdaki tüm hatalar, kusurlar, noksanlıklar ve eksiklikler yazarına aittir.