Bakırköy / İSTANBUL

TOPLUMSAL SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNÜN YEGÂNE ÖLÇÜTÜ OLARAK EVRENSEL HUKUK DEĞERLERİ VE İLKELERİ

03.11.2021
36
TOPLUMSAL SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNÜN YEGÂNE ÖLÇÜTÜ OLARAK EVRENSEL HUKUK DEĞERLERİ VE İLKELERİ

Prof. Dr. Ahmet GÜRBÜZ (Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Uzmanı, Bingöl Üniversitesi Öğretim Üyesi)

Giriş

Toplumların adil, esenlikli, barışçıl, müreffeh ve dolayısıyla uygar bir yaşam standardına kavuşabilmesi için kuşkusuz öncelikle bu duruma ulaşılmasının önündeki ana toplumsal sorunlar belirlenmeli, varlığı teslim edilmeli ve çözüme kavuşturulmalıdır. Ülkemiz toplumunun doğru ve mutlu bir toplum olması on yıllardır inkâr edilen, reddedilen; saptırılmaya, ertelenmeye ya da gizlenmeye çalışılan temel toplumsal sorunlarımızın varlığının olduğu gibi kabul edilip sorun olmaktan çıkarılmasıyla mümkündür. Bireylerin, toplulukların ve halkların, temel hukuk ilkelerine aykırılık teşkil etmemek koşuluyla kuşkusuz, istediği ve inandığı gibi yaşamasının, bireysel ya da toplumsal aktivitelerde bulunmasının önündeki engelleri ifade eden bu toplumsal sorunlar neye göre, hangi temel ölçütlerle çözümlenebilir ve de çözümlenmelidir? Bu yaşamsal derecede önemli soruya yanıt bağlamında günümüz insanlığının elinde biricik objektif, evrensel ve aynı zamanda insancıl bir ölçüt bulunmaktadır. Bu ölçüt Evrensel Hukuk Değerleri ve İlkeleri ölçütünden başka bir şey değildir. Ülkemizin gündeminde bulunan ve mevcut siyasi iktidarın büyük bir samimiyet, ciddiyet ve duyarlılıkla yaklaşıp başarılı bir sonuca kavuşturmak için üzerinde yoğunlaştığı “çözüm ve kardeşlik süreci” olgusunun gerçek anlamı da, tüm toplumsal sorunların evrensel hukuk değerleri ve ilkeleri doğrultusunda çözüme kavuşturulması gereğinden başka bir şey değildir.

 

Evrensel Hukuk Değerleri ve İlkelerinin Temel Dayanağı ve Özü Nedir

Öncelikle şunu belirtmek gerekir: Evrensel hukuk değerleri ve ilkeleri nesnel, salt bağlayıcı ve evrensel olan etik değerlere dayanır; etik değerlerin hukuksal alana aktarımını ifade eder. Çağdaş dünyanın teorik ve pratik koşulları açısından, gelişmeye ve tamamlanmaya açık olmakla birlikte, evrensel hukuk değerleri ve ilkelerinin içeriğini yansıtan bazı temel ilkelerden sözetmek olanaklıdır. Adalet, özgürlük, eşitlik, insan hakları, demokrasi, hukuk devleti gibi bu temel ilkeler, aynı zamanda,bir bütün olarak bir arada mevcut olmakla ancak anlam kazanabilirler. Tüm toplumsal sorunların çözümünde yegâne ölçüt olarak ele alınması gereken evrensel hukuk değerleri ve ilkeleri ortak insanlık idesinin, tüm insanlık kültürünün, kutsal insanlık inancının bir ürünü olduğundan, bunları benimsemenin gerçekte kendi özgürlüğümüzü benimsemekle aynı anlama geldiği söylenebilir. “Sana davranılmasını istediğin biçimde sen de başkalarına davranmalısın” ya da “sana yapılmasını istemediğin şeyi sen de başkalarına yapmamalısın” biçimindeki benzer tümceler, kadim insanlık idesi açısından doğru olanın ve erdemin öz içeriğini yansıtmaktadır.

 

Evrensel Hukuk Değerleri ve İlkelerinin İçeriği

Evrensel hukuk değerleri ve ilkelerinin önemli bir içeriksel öğesini oluşturan Demokratik Toplumsal Yönetim İlkesi günümüz dünyasında bütün yönetimlerin meşruluklarının bir ölçütü olarak benimsenmektedir. Demokratik Toplumsal Yönetim anlayışının temel yasasını kısaca şu biçimde formüle etmek olanaklıdır: Özgür ve makul tüm insanların eylem ve tutumumuzun belirleyici temel öz ve kriterinionaylamasına olanak tanıyan bir biçimde düşünüp davranmalıyız. Evrensel hukuk değerleri ve ilkelerinin bir diğer somut örneğini oluşturan ve insanın varoluşuyla birlikte kazandığı İnsan Hakları, ‘ihlal edilemez ve devredilemez’haklardır. Bu haklar tüm uygar toplulukların, insanlık toplumunun, barışın, esenliğin ve adaletin temelini oluşturur. İnsan onuru, belirli temel haklar aracılığıyla garanti edilir; bu temel hakların başlıcaları insan kişiliğinin gelişimi hakkı, yaşam hakkı, insan bedeninin dokunulmazlığı, inanç ve vicdan özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü vb. haklardır. İnsan onurunu garanti eden bu temel hakların amacı, insanın devlet, toplum ya da ekonomik olgular gibi güçlerin basit bir objesi durumuna gelmesine engel olmaktır.

Evrensel hukuk değerleri ve ilkelerinin önemli bir somut örneğini oluşturan Hukuk Devleti İlkesi, kısaca, bir ülkede yasalar ve hukuk karşısında hiçbir ayrım yapılmadan tüm yurttaşların eşit olarak muamele görmesi, devletin tüm eylem ve işlemlerinin yasalar ve hukuk çerçevesinde gerçekleşmesi, olan ve yapılacak tüm yasal düzenlemelerin evrensel hukuk değerleri ve ilkeleriyle uyumlu olmasının gözetilmesi gereğini ifade eder. Hukuk Devleti ilkesinin önemli bir boyutu da yargı bağımsızlığına ilişkindir. Yargı bağımsızlığı; yargılama işlevini yerine getirme yükümlülüğünde olan birey ve kurumların yargılama faaliyetinde bulunurken ideolojik, politik, dinsel vb. hiçbir amaç gütmeden yasalar, hukuk ve evrensel hukuk değerleri ve ilkeleri doğrultusunda adil yargılama yapmalarını gerektirir. Evrensel hukuk değerleri ve ilkelerinin bir diğer somut örneğini oluşturan ‘Özgürlük’kavramı bir yandan eylem, istenç, inanç ve değerlendirmelerimizin öznesi olmamız anlamında istenç özgürlüğünü, diğer yandan da inanma ve davranma özerkliği anlamında inanç ve eylem özgürlüğünü içermektedir. Özgürlüğün bu iki boyutu arasında önemli bir ilişki vardır ve bu yakın ilişki, özgürlüğün bir bütün olarak ele alınmasını ve varlığının benimsenmesini gerekli kılar. Özgürlük ilkesi, her bireyin ve toplumsal kesimin kendi inandığı doğrultuda özgürce kendini ifade edebilmesini, amaçlarını belirleyebilmesini ve bunları gerçekleştirmeye girişebilmesini içerir. İstenç, inanç ve eylem alanlarını içerecek anlamda bir bütün olarak özgürlüğün en önemli işlevi, evrensel hukuk değerleri ve ilkelerinin bulgulanması, algılanması ve yaşama aktarılması sürecinde kendisini gösterir. Özgürlük, gerçekte bu nedenden ötürü en büyük öneme sahip bulunmaktadır. Evrensel hukuk değerleri ve ilkelerinin önemli bir somut örneğini de Eşitlik İlkesi oluşturmaktadır. ‘Eşitlik’ kavramının anlamına ilişkin kesin olarak söylenebilen şey, ‘her bireyin tek bir değeri olduğu ve hiçbir bireyin birden çok değeri bulunmadığıdır’. Eşitlik ilkesi, sözgelimi, bir ülkede yaşayan ve konumu, statüsü vb. ne olursa olsun hiçbir kimsenin diğer toplum fertlerine oranla ‘ülkenin milli menfaatlerini kollama hakkı’ açısından ‘başkalarına’ ya da ‘birilerine’ oranla daha çok söz söyleme, yargılamalarda bulunma hak ve yetkisine sahip olduğunu düşünmesini ve bu doğrultuda davranmasını haklı gösteremez. Günümüzde evrenselci ve eşitlikçi bir anlamda kullanılan ‘onur’ kavramının ya da insan olma onurunun altında yatan düşünce, bu onurun herkeste eşit olarak bulunduğudur. Herhangi bir insan, eşit tanınmayı isterken öncelikle ve birincil olarak insan kimliğine ve insan olmanın verdiği değere dayanmalıdır. İnsan olarak sahip olduğumuz genel geçer kimliğimiz bizim birincil kimliğimizdir; bunun dışındaki, etnik köken, cinsiyet, sosyal-ekonomik statü vb. şeylere ilişkin hiçbir kimlik bu evrensel ve değerselkimliğimizin önüne geçemez. Bir toplum içerisinde belirli bir sınıf ya da grubun, diğerlerinin aleyhine sermaye biriktirmeye çalışmasına yardımcı olmak üzere zor aygıtlarını açıkça seferber eden bir anlayışın, meşruluğunu yitirdiği söylenebilir. Evrensel hukuk değerleri ve ilkelerinin somut örneklerinden bir diğerini oluşturan Toplumsal Adalet düşüncesinin temel kaynağı özellikle ‘kişinin kendini başkasının yerine koyması’ durumudur. Bu yaklaşım tarzını güçlendirecek türden bir kültürel ortamın oluşturulması toplumsal adalet düşüncesinin hem bireysel ve hem de toplumsal bağlamda yerleşmesine ivme katacaktır.

 

Evrensel Hukuk Değerleri ve İlkelerinin İçselleştirilmesinin Dinamikleri

 

İnanç

Özgür bir istence ve bu özgür istenç temelinde ‘inanmak’ kabiliyetine sahip olmak, bütün evren içerisinde yalnızca insanlar için söz konusu olan bir farklılıktır. Özgürlük insanın kendisine uyması, dışsal etkenlere bağımlılıktan kurtulmasıdır; “kendisi” ise, ancak onun tinsel (manevi, anlamsal) yanı ve bu tinsel yanından kök salan özgür inanması olabilir. Dolayısıyla evrensel hukuk değerleri ve ilkelerinin kavranıp içselleştirilmesinin gerçeklik kazanabilmesi için, öncelikle, temel etik değerlere ilişkin olumlu bir kabulün ve inancın bulunması gerekir. Bu bağlamdaki kabul ve inancın mevcudiyeti ise, hiç kuşkusuz, içinde bulunulan koşullar ve ortam nasıl olursa olsun, sonuç olarak ilgili bireyin bizzat kendisinin özgür istencine ve yeğlemesine bağlıdır.

 

Sevgi

Diğer yandan evrensel hukuk değerleri ve ilkelerinin kavranıp içselleştirilmesinin sağlanabilmesi, temelde, sevgi tözünün benliğimizde yer edinmesiyle olanaklı hale gelebilir ancak. Duyumsadığımızı yalnızca belirli bir kişiye, nesneye ya da varlığa karşı duyumsuyorsak; yalnızca ailemiz, grubumuz,ulusumuz, vb. için ‘iyiliğini istemek, kendilerine karşı hoşgörülü ve iyiniyetli olmak’ erdemliliklerini gösteriyorsak, bu durum, kelimenin gerçek anlamıyla ‘doğal (doğada süregelen)’ bir bencillik duygulanımı olmaktan öte hiçbir anlam ve değere sahip değildir. ‘Doğamız gereği’ yaşadığımız duygulanım ve yaşantı biçimlerimizi ‘sevgi’ kavramını kılıf yaparak sunmaya hakkımız olmamalıdır. Gerçekte sevginin bizden beklediği bunun ötesinde bir şeydir: Kim olursa olsun herkesin iyiliğini, esenliğini istemek ve tüm haklarını teslim etmek.

Bağımsız Kişilik Ya da Nesnel Davranış

Evrensel hukuk değerleri ve ilkelerinin kavranıp içselleştirilmesinde, toplumu oluşturan birey ve kurumların bağımsız kişilikte ve nesnel davranma ilkesini içselleştirmiş olmaları da önemli ölçüde olumlu rol oynar. İdeolojik, dinsel, etnik, politik vb.savların tutsağı olmuş ya da bu bağlamdaki oluşum ve organizasyonların içerisine adeta kendisini ‘belirlenen bir nesne’ gibi bırakıvermiş bir kişilik, bağımsız kişilik olma niteliğinden yoksun kalmıştır. Bir davranış, tutum ya da eylem biçiminin‘nesnel (objektif)’ olarak nitelendirilebilmesi için; eylem ya da tutumun hiçbir dinsel, etnik, ideolojik, biyolojik vb. ayrım yapılmadan ve tüm insanların eşit olarak değerlendirilmesi temelinde gerçekleştirilmiş olması gerekir. Eylem ve tutum yalnızca belirli nitelik ya da statüde olan kimselerin ‘iyiliği’ için gerçekleştiriliyor ve diğer insanlar bundan yoksun bırakılıyorsa, bu eylem ve davranışın ‘nesnelliğinden’ söz etmek sadece kendimizi kandırmak anlamına gelir.

Özgür Toplumsal Ortam

Nihayet evrensel hukuk değerleri ve ilkelerinin kavranıp içselleştirilmesi, mutlak anlamda, kuşkusuz evrensel hukuk değerleri sınırları içinde, özgür bir toplumsal ortamın varlığı koşuluna da bağlıdır. Özgürlüğün olmadığı yerde zor ve baskı vardır; zor ve baskı ise, insanlık yaşamını ve gelişimini engellemekten başka bir sonuç veremez.

Evrensel Hukuk Değerleri ve İlkelerinin İçselleştirilmesinin Engelleyici Faktörleri

İdeolojik Yaklaşımlar

Evrensel hukuk değerleri ve ilkelerinin kavranması ve içselleştirilmesinde en önemli ve etkin olumsuz faktör ideolojik yaklaşım tavrı sergilenmesidir. Kendisini belirli bir ideolojiye ait olarak gören ideolog, biricik hakikat olarak gördüğü kendi dogmatik görüşünü tüm insanlara zorla benimsetip dünyaya kendi tasarımları doğrultusunda bir yön ve biçim vermek ister. Dolayısıyla ideoloji her şeyden önce bilginin bir ayıbı, bilgide bir yanılgı olarak nitelendirilebilir. İdeoloji, kendi bağımlılarının yalnızca algılama ve değerlendirme yeteneğini bozmakla kalmaz, çoğunlukla onların hakikat karşısındaki tutumlarını da etkileyerek kendilerini bu bağlamda dürüstlük ve içtenlikten yoksun bırakır. İdeoloji bağımlısı, yalnızca kendisini aldatmakla kalmaz; gerçekliği kendi dogmatik görüşüne paralel değişik yorum yöntemleriyle gizlemek ya da değiştirmek yoluyla, başkalarını da bilinçli olarak yanıltır. İdeolojik tavır sergilemenin bu denli olumsuz bir nitelik kazanmasıyla, temel ahlaksal değerlerden birisini oluşturan ‘alçakgönüllülük’ erdeminden yoksun bulunma arasında yakın bir ilintili ve etkileşim olduğu söylenebilir. Bu iki durum, yani ideoloji bağımlılığı ile ‘alçakgönüllülük erdeminden yoksunluk’, adeta birbirini destekler özelliktedir. Alçakgönüllülük etik değeri, bireyin kendi sonluluğunun bilincinde olmasını, her zaman ve koşulda nesnel hakikati benimsemeye hazır durumda bulunmasını ifade eder. Birey; eğer nesnel hakikati benimsemeyi değil de kendi belirlenmiş psikolojik, toplumsal, siyasal vb. tutku ve bağımlılıklarını doyuma ulaştırmayı amaç edinmiş ya da bu duruma sokulmuşsa, kuşkusuz, gerçek ve özgür varlık sahibi bir kişilik olmaktan uzaklaşıp, bir araç olma konumuna düşmüş olacaktır.

‘Ben’ ve ‘Başkaları’ Algısına İlişkin Engeller

Evrensel hukuk değerleri ve ilkelerinin kavranıp içselleştirilmesinin önemli bir olumsuz faktörü de ‘ben’ ve ‘başkaları’ kavramlarına ilişkin olarak karşımıza çıkmaktadır. ‘Ben’ duvarı, bazı durumlarda, ‘kendini üstün tutma, kendini değerli ve ‘başkalarını’ değersiz bulma, kendi egosuna değer yükleme’ biçiminde somutlaşır. Bireysel olarak kendisinin, çevresinin ya da herhangi bir nitelikteki herhangi bir topluluğun istek ve çıkarlarını sağlamak amacını içselleştirmiş bir kişilik, olayları ve hakikati tarafsız ve objektif bir biçimde algılamada ve değerlendirmede yetkin bir kişilik olarak vasıflandırılamaz.

Sonuç

Toplumu oluşturan tüm birey, topluluk, kurum ve organizasyonların evrensel hukuk değerleri ve ilkelerinin kavranması ve içselleştirilmesi yolunda, bu bağlamdaki olumsuz faktörlerin zincirlerinden sıyrılıp olumlu faktörleri içselleştirmek ve onların ışığında bir pratik sergilemek aracılığıyla toplumsal barış ve esenliğin kurulması çerçevesinde büyük sorumlulukları ve sunabileceği çok büyük katkıları olacağı aşikârdır. Bu konuda tüm birey/grup/topluluk/kurum/organizasyon vb.lerinin çok büyük bir sorumluluk ve yükümlülük taşıdıkları özellikle ve önemle vurgulanmak gerekir. Bu açıdan ülkemiz siyasi iktidarının büyük önem ve değer yüklediği ‘barış ve kardeşlik / çözüm sürecine’ iyiniyetli ve kavrayış sahibi tüm kesim ve oluşumların destek sunması büyük önem taşımaktadır. ‘Barış ve kardeşlik / çözüm sürecinin’ biricik anlam ve önemi, tüm toplumsal sorunlarımızın evrensel hukuk değerleri ve ilkeleri ölçütü doğrultusunda çözümlenmesi gereğinin teslim edilmesinden başka bir şeyden kaynaklanmamaktadır. Çeşitli ideolojik, politik, güç sağlama kaygısı, psikolojik vb. olumsuz saiklerle bu demokratik toplumsal kültür ve yaşam koşullarının sağlanmasını amaçlayan olumlu süreci baltalamaya ya da sekteye uğratmaya çalışan kişi, topluluk, kurum ve oluşumlar, insanlık ve kutsallık karşısında, yaşanacak tüm olumsuzluk, acı ve ıstırapların asli sorumluları olacaklardır.

 

 

 

 

 

 

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Eğitimlerimiz Hakkında Daha Fazla Bilgi Almak İçin Bizi Arayabilirsiniz: