Bakırköy / İSTANBUL

ARABULUCULUK ANLAŞMA BELGESİ VE CEZA KOŞULU BAKIMINDAN İCRA EDİLEBİLİRLİK ŞERHİ HAKKINDA DEĞERLENDİRME

18.10.2021
70
ARABULUCULUK ANLAŞMA BELGESİ VE CEZA KOŞULU BAKIMINDAN İCRA EDİLEBİLİRLİK ŞERHİ HAKKINDA DEĞERLENDİRME

ARABULUCULUK ANLAŞMA BELGESİ VE CEZA KOŞULU BAKIMINDAN İCRA EDİLEBİLİRLİK ŞERHİ HAKKINDA DEĞERLENDİRME

Avukat Arabulucu Pervin ÖZBIÇAKÇI/ANKARA

 

07.06.2012 tarih ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümleri çerçevesinde,  yabancılık unsuru taşıyanlar da dâhil olmak üzere, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde arabuluculuk yolu kullanılabilmektedir. Kanunun 18 inci maddesi hükmü gereğince, arabuluculuk faaliyeti sonucunda tarafların anlaşmaya varması halinde, bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır ve bu şekilde düzenlenen belge ile üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamayacağı gibi, bu anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin mahkemeden şerh alınması mümkün olup, bu şerhi içeren anlaşma da ilam niteliğinde belge sayılmaktadır. Aynı maddede, taraflar ve avukatları ile birlikte arabulucu tarafından imzalanmış anlaşmaların icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilam niteliğinde belge sayılacağı da hükme bağlanmıştır. Yine, 25.10.2017 gün ve 30221 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile “Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı” olarak öngörülmüş, 01.01.2019 tarihi itibariyle ticari uyuşmazlıklar bakımından da; dava şartı olarak arabuluculuk getirilmiş, TBMM Genel Kurulu’nda 22.07.2020 tarihinde kabul edilen kanunla Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a, “Dava şartı olarak arabuluculuk” başlığı ile 73/A maddesi eklenmiş, parasal sınır olan 10 bin 90 TL üzerindeki tüketici uyuşmazlıklarında da arabuluculuğa başvurma dava şartı olarak öngörülmüştür.

İcra edilebilirlik şerhi verilirken hakimin yapacağı inceleme Kanunen sınırlandırılmıştır. Bu incelemenin kapsamı anlaşmanın içeriğinin arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli olup olmadığı hususlarıyla sınırlıdır. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümleri çerçevesinde,  yabancılık unsuru taşıyanlar da dâhil olmak üzere, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıkları arabuluculuk yolu ile çözülebilmektedir.

Kanunun 18 inci maddesi hükmü gereğince, arabuluculuk faaliyeti sonucunda tarafların anlaşmaya varması halinde, bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır ve bu şekilde düzenlenen belgenin icra edilebilirliğine ilişkin mahkemeden şerh alınması halinde, bu şerhi içeren anlaşma da ilam niteliğinde belge sayılmaktadır. Aynı maddede, taraflar ve avukatları ile birlikte arabulucu tarafından imzalanmış anlaşmaların icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilam niteliğinde belge sayılacağı da hükme bağlanmıştır

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 301. maddesinin 2. fıkrasına göre ilâm; taraflardan her birine verilen hüküm nüshasına denir. İcra İflas Kanunu 38. Maddesinde  ise, ilâm niteliğindeki belgeler sayılmış olup, bunlar;  Mahkeme huzurunda yapılan sulhler ve kabuller, – Kayıtsız ve şartsız para borcunu ikrar eden re’sen tanzim edilen noter senetleri, – İstinaf ve temyiz kefaletnameleri, – İcra kefaletnameleri’dir. İcra İflas Kanunu 38 inci madde ilam niteliğindeki belgeleri tahdidi olarak belirlemiş,  6325 sayılı Kanun 18 inci maddesinde getirilen düzenleme ise  İcra İflas Kanunu 38 inci maddeye doğrudan atıf yapmamakla birlikte, kavramsal yeknesaklık sağlanmıştır.

Doktrinde, dava öncesinde başvurulan arabuluculuk sonucunda anlaşmaya varılması hâlinde düzenlenen anlaşma belgesinin mahkeme dışı sulh niteliğinde olduğu; dava açıldıktan sonra başvurulan arabuluculuk süreci sonucunda anlaşmaya varılması ve bunun hükme geçirilmesi talep edilerek mahkeme içi sulhe dönüştürülmesi hâlinde kesin hüküm sonucunu doğuracağı; dava açıldıktan sonra başvurulan arabuluculuk süreci sonucunda anlaşmaya varılması ve bunun şarta bağlı olması veya tarafların sözleşmenin hükme geçirilmesini istememeleri hâlinde sadece uyuşmazlığın sulh ile sonuçlandırıldığının tutanağa geçirilmesi durumunda bunun mahkeme içi sulh niteliğinde olduğu[1] kabul edilmektedir.

Sulh sebebiyle sona eren davada mahkemenin ne şekilde karar vereceği HMK m.315/1 maddede net biçimde açıklanmıştır. Madde hükmüne göre; sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukukî sonuç doğurur. Ancak,  sulh sözleşmesinin şarta bağlı olarak yapılması durumunda, mahkemece  şarta bağlı bu sulh sözleşmesine dayalı olarak esas hakkında karar verilmesi mümkün olmayacaktır.

İcra ve İflâs Kanunu, mahkeme huzurunda yapılan sulhlerin ilâmların icrasına ilişkin hükümlere göre yerine getirileceğini öngörmüştür (İİK m.38). Sulhün icra edilebilir nitelikte olması için de, tespit hükmü içermeyip, bir eda hükmü içermesi de gerekir. Buna göre, sulhün şarta bağlı olarak yapıldığı durumlarda icra edilmesi de mümkün olamayacaktır.

Arabuluculuk Anlaşma Belgelerinin Mahkeme nezdinde sulh anlaşması olduğu yönündeki görüş bu bağlamda, İcra İflas Kanunu 38 inci madde tatbikine izahat getirmektedir.

Gerek işçilik alacakları, gerek ticari alacaklar ve gerekse tüketici hakları bakımından alacaklar anlamında , müzakere sürecinde tarafların anlaşma iradelerinin oluşması durumunda, alacak tutarında bir indirim yapılmasına uygulamada sık rastlanılmaktadır. İşte, bu halde,  indirilmiş bu tutarın anlaşmaya bağlanması durumunda, söz konusu tutar taraflarca kesin olarak belirlenmiş olacağından ve anlaşmaya bağlanan hususlarda yeniden dava açılması mümkün bulunmadığından, borçlunun ödemede temerrüde düşmesi halinde, alacaklının indirim yaptığı tutar için yasal bir yola başvurması imkanı da kalmayacaktır. Alacak tutarından feragat eden alacaklının amacı, alacağını bir an evvel tahsil etmek olduğuna göre, borçlu tarafından öngörülen sürede borcun ödenmemesi durumunda, alacaklının haklarının zayi olacağı açıktır. Bu halde, alacaklı bakımından haklarının korunması için getirilebilecek bir önlem olarak asıl alacak tutarına anlaşma belgesinde net olarak yer verilmesi, ceza koşulu getirilmesi olasılıkları söz konusu edilebilecek olup, bu hallerde de, konu icra edilebilirlik şerhi verilmesi kıstasları bakımından değerlendirilmeye muhtaçtır.

Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin ihtiva etmesi gereken unsurlar 6325 sayılı Kanun 18 inci maddesi, “Arabulucu tarafından düzenlenecek bu belge, arabulucu, taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanır.” şeklinde düzenlenmiş, başkaca bir unsur belirtilmemiştir. Ancak, söz konusu anlaşma belgesinin kanun hükmü gereğince  ilam niteliğinde belge sayılması ve keza HMK 301 inci maddede hüküm fıkrasının ilam olarak tanımlanması karşısında; anlaşma belgeleri HMK 297 nci madde bağlamında hüküm unsurlarını, arabuluculuk süreç özellikleri de nazara alınarak, icra edilebilirlik kriteri bakımından  içermelidir. İşbu maddeye göre; Anlaşma belgesinde, imzalar yanında; tarafların ad ve soyadları, kimlik numaralarını, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları,  adresleri, anlaşılan hususlar ve taraflara yüklenen borç ve haklar, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekmektedir. Anlaşma belgesinde, icra edilebilirlik şerhi açısından, borç ve hakların, açık, şüphe ve tereddüt yaratmayacak netlikte yer bulması önemlidir.

Bu çerçevede, asıl alacak tutarına  anlaşma belgesinde yer verilmesi ve ancak belirli bir vadede ödenmesi koşulu ile alacak miktarında indirim yapılması seçeneği, koşullu bir sulh anlaşması niteliğinde olabileceğinden, icra edilebilirlik şerhi açısından elverişsiz olabilecektir.

Borçlar Kanunu 179 uncu madde; Ceza Koşulu başlığı altında düzenleme getirmektedir. Buna göre; “Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir. Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.”  Görüldüğü üzere kanunda, ceza koşulu iki şekilde öngörülmüştür. İlkinde borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde bir seçimlik hak tanınmış, diğerinde ise borcun belirlenen zaman ve yerde ifa edilmemesi durumunda asıl alacakla birlikte talep imkanı tanınmıştır. Bu durumda, anlaşma belgesinde asıl borcun kesin bir vadeye bağlanması ve bu tarihte ödeme yapılmaması durumunda, herhangi bir ihbar veya ihtar gerekmeksizin ceza koşulu getirilmesinin, asıl borç ile birlikte icra edilebilirlik şerhi alınması için aranan, açıklık ve kesinlik kriterlerini karşılayacağı değerlendirilmektedir.

 

 [1] Doç. Dr. Mine AKKAN, “Arabuluculuk Faaliyeti Sonucunda Anlaşılan Hususlarda Dava Açma Yasağı ve Sonuçları

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Eğitimlerimiz Hakkında Daha Fazla Bilgi Almak İçin Bizi Arayabilirsiniz: