Bakırköy / İSTANBUL

YARGI BAĞIMSIZLIĞI YA DA ADİL YARGILAMANIN MANEVİ TEMEL BOYUTU ÜZERİNE

14.11.2021
24
YARGI BAĞIMSIZLIĞI YA DA ADİL YARGILAMANIN MANEVİ TEMEL BOYUTU ÜZERİNE

Prof. Dr. Ahmet GÜRBÜZ

Bir açıdan bakıldığında günümüz Doğu-İslam dünyasının ya da “Ümmet-i Muhammedinin” biricik ümit ve ışığı olduğunda hiçbir kuşku bulunmayan Yeni Türkiye’nin kurulma ve gelişmesini önlemeye yönelik son zamanlardaki “dizayn operasyonları” yargı bağımsızlığı / adil yargılamanın manevi boyutu ya da yargıcın yargılamada nesnel olması konusunun önemini bir kez daha gün yüzüne çıkartmaktadır. Adil yargılamanın, yargılamada nesnelliğin ya da benzer bir deyimle yargının tarafsızlığı ve objektifl iğinin sağlanabilmesinin bu manevi temel boyutunu; yargıç ve savcıların, yargılama işlevlerini gerçekleştirirken psikolojik/ideolojik/düşünsel/inançsal/dinsel vb. açılardan tarafsız ve objektif oluşu biçiminde tanımlamak mümkündür.

Yargı bağımsızlığı / adil yargılamanın manevi boyutu / yargılamada nesnellik konusunda şu önemli hususlara dikkat çekmek gerekir:

Kadim İnsanlık Kültürünün ve Din-i Hanif İslamiyet’in toplumsal yaşama yönelik yegane temel ilkesi olan ‘adalet’ kabulü, toplumsal fonksiyonunu, yargı organları / yargıç ve savcılar aracılığıyla gerçekleştirmek durumundadır. Bu bağlamda soyut ‘adalet’ ilkesinin somut içeriğini oluşturan “cihanşümul/evrensel hukuk değerleri ve ilkelerinin” toplumsal yaşamdaki uygulayıcı dinamikleri olan yargı organlarına, özel olarak da yargıç ve savcılara büyük ödev ve sorumluluklar düştüğü ortadadır.

Dikkate sunmak istediğimiz vurgu açısından yargı bağımsızlığı ya da adil yargılamanın manevi boyutu, birey olarak yargıcın kendisiyle, “yargıcın kişilik bağımsızlığıyla” ilgili bulunmaktadır. Yargıcın yargılamada objektif olması ya da yargıcın kişilik bağımsızlığı, onun, yargılama işlevini yerine getirirken hiçbir etkenin etkisi altında kalmadan hukukun gerektirdiğini yerine getirme tavrını gösterebilmesini ifade eder. Yargıç yargılama yaparken ve karar verirken; kendisinin dışsal ve içsel etkenleri algılama biçiminin karşı karşıya bulunduğu somut olayla ilgili olarak hukukun gerektirdiği değerlendirmenin dışına çıkmasına yol açmasına olanak vermemelidir. Eğer yargılamanın ve hukuksal kararın biçimlenmesini ve niteliğini belirleyen temel belirleyici, hukukun gerektirdiği ölçü değil de, yargıcın etkisi altında kalmaktan kendisini alıkoyamadığı içsel ya da dışsal etkenler ise, bu durumda yargıcın yargılamadaki nesnelliğinden, dolayısıyla somut kararın objektif ve evrensel hukukun buyruğunu yansıttığından söz edilemez. Yargıç, yargılama yaparken kin, öfke, intikam, kıskançlık gibi kendisine ilişkin olası olumsuz psikolojik duygulanımlardan soyutlanabilmeli; yalnızca somut olay açısından hukukun gereğini yerine getirme amacını gütmeli ve bu onurlu, değerli tavrı ortaya koyabilmelidir.

“Yargıcın kişilik bağımsızlığı” açısından yargıcın yargılamadaki nesnelliğini engelleyici olabilme özelliğine sahip etkenler düşünsel, dışsal ya da içsel etkenler biçiminde değişiklik gösterebilir. İdeolojik, dinsel, etnik vb. savların tutsağı ya da bu bağlamdaki organizasyonların içerisine adeta kendisini bir ‘belirlenen nesne’ gibi bırakıvermiş bir kişilik, bağımsız ve tarafsız bir kişilik olarak yargılama işlevini gerçekleştirme yetkinliğinden yoksundur. Bunun gibi, bireysel olarak kendisinin, çevresinin ya da herhangi bir nitelikteki herhangi bir inançsal/ ideolojik topluluk ve cemaatin istek ve çıkarlarını sağlamak amacını içselleştirmiş bir yargısal kişilik, tarafsız/objektif/adil/insani/hanif bir yargılama yapma yetkinliğine sahip olmaktan uzak kalmış olacaktır. Daha da önemlisi tutku/kin/nefret/çekememezlik/kibir/tahakküm gibi olumsuz psikolojik duygulanımları yansıtan içsel etkenlerdir. Yargıç, kendisini sorgulayarak, yargısal işlevlerini gerçekleştirme sürecinde “içerde/içerden” ve “dışarda/dışardan” bulunan/gelen her tür etkenin boyunduruğundan ve bağımlılığından kendisini kurtarabilmelidir. Güç de olsa, bu “manevi (anlamsal/ideolojik)” despotların hükümranlığının etkisinde kalmayı aşmayı başaramayan bir yargısal kişilik, yargılama işlevini, Hakk ve Adil Olanın hukuk ve adaletinin gerek ve istemine uygun bir şekilde gerçekleştirilemez. Yargı erki mensupları, yargısal fonksiyonlarını ifa ederken, kendi etnik/politik/dinsel/mezhepsel/ topluluksal vb. konum ve yaklaşımlarından, görüş ve düşüncelerinden, değer yargılarından, ayrım gütme / taraf destekleme güdü ve tavırlarından soyutlanabilmeli; yalnızca din-i hanif’in temel ilkesi ve kadim insanlık kültürünün ortak kabulü olan cihanşümul adalet buyruğunun gereğini yerine getirme amacını gütmeli ve bu onurlu, değerli tavrı gerçekleştirebilmelidir.

“Yargı bağımsızlığı / adil yargılamanın manevi boyutu / yargılamada nesnellik” olarak adlandırdığımız bu ciddi ve hayati önem taşıyan konu bağlamında, “yargı süjelerinin yargısal faaliyetlerinde objektif ve tarafsız olması nasıl mümkün olabilir” sorusu, ağır/zor ve bir o kadar da değerli olma niteliğine sahiptir gerçekten. Bu önemli soruya yalnızca “hukuksal düzenlemeler ve toplumsal koşulların bu düzenlemeleri destekleyici yetkinliğe kavuşturulması” biçimindeki bir çözüm ve yanıt çabası ne yazık ki yetersiz görünmektedir. Bir açıdan, yargı bağımsızlığı ve yargıcın kişilik bağımsızlığının sağlanabilmesinin biricik yolu olarak, yargılama süjelerinin; fi lozofi k/insani kavrayış, birikim ve kişiliğe sahip olması ve din-i hanif’in temel ilkesi / kadim insanlık kültürünün ortak kabulü olan adalet buyruğunun somut açılımlarını yansıtan cihanşümul/evrensel hukuk değerleri ve ilkelerini, özgür iradeleriyle kavrayıp içselleştirmesinden, bağlayıcı temel kriterler olarak benimsemesinden başka bir yol kalmamaktadır önümüzde.

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Eğitimlerimiz Hakkında Daha Fazla Bilgi Almak İçin Bizi Arayabilirsiniz: