Zeytinburnu - Bakırköy / İSTANBUL

İLÂMLARIN İCRASINDA ‘KESİNLEŞME ŞARTI’ Av. Hüsnü Göksel İLKİZ

06.01.2020
21
İLÂMLARIN İCRASINDA ‘KESİNLEŞME ŞARTI’ Av. Hüsnü Göksel İLKİZ

İLÂMLARIN İCRASINDA ‘KESİNLEŞME ŞARTI’

Av. Hüsnü Göksel İlkiz*

I- İCRA EDİLEBİLİR BELGE (İLÂM VE İLÂM NİTELİĞİNDEKİ BELGELER)

             Bir dava, mahkemenin, usule veya esasa ilişkin nihai kararıyla sona erer. Mahkemenin, yaptığı inceleme ve araştırma veya yargılama neticesinde verdiği hukuki emir ve beyana “karar”; yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verdiği nihai karara ise “hüküm” denmektedir (HMK. m. 300/I).[1] Türk hukukunda dar ve teknik anlamda icra edilebilir belge kavramının yerine, “ilâm” veya “ilâm niteliğindeki belge” kavramları kullanılmaktadır. Alacaklının, ilâmlı icra takibi yapabilmesi için elinde bir mahkeme ilâmı veya kanunların mahkeme ilâmı niteliğinde saydığı bir belgenin bulunması gerekir.[2] İcra ve İflas Kanunu çerçevesinde ‘icra edilebilir olan ilâm’, eda hükmünü içeren nihai kararlara indirgenmiş ve yargılama hukukundaki anlam ve kapsamından bağımsızlaşmıştır. Buna göre; eda hükmü içermeyen ilâmlar veya ilâmların edaya ilişkin olmayan kısımları ilâmlı icraya konu olamaz. Ancak gerek ‘inşai’ gerekse ‘tespit’ hükümlerinin yargılama giderlerine ilişkin kısımları ilâmlı icra yoluyla takip edilebilir.[3]

             Hukukumuzda İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre icra edilebilen ilâmlar şöyledir:

  1. Adli yargı hukuk mahkemeleri tarafından verilen ilamlar:

Bunlar; “sulh hukuk”, “asliye hukuk” ve “asliye ticaret” mahkemeleri ile özel mahkemelerden (“kadastro”, “iş” mahkemeleri vb.) alınmış (eda hükmü içeren) ‘nihai kararlar’dır.

Hukuk mahkemelerinin ‘ara kararları’ yalnız başına ilâmlı takibe konu edilemez. “Bilirkişi ücretine ilişkin mahkemenin ara kararı” ilam niteliğinden olmadığından ilamlı takibe konulamaz. Bundan başka ‘delil tespiti’, ‘ihtiyati haciz’ ile ‘ihiyati tedbir’ kararları ve bu kararlardaki yargılama giderleri (ve vekalet ücretleri) bağımsız olarak “ilamlı takip” konusu yapılamaz. Bunlar için “ilamsız takip” yoluna başvurulabilir.[4] Ara karar niteliğindeki ‘tedbir nafakası’na ilişkin ilâmlı takip yapılamayacağı görüşü öteden beri Yargıtay tarafından benimsenmiştir.[5] [6]

  • Ceza mahkemesi ilâmlarının tazminata ve yargılama giderlerine ilişkin kısımları:

CMK. m. 324/IV hükmüne göre, kişisel haklara ilişkin kararlar 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yerine getirilmektedir. Madde metninde yer alan “kişisel haklara ilişkin kararlar” ifadesinden -diğer hükümlerle bir bütün olarak değerlendirildiğinde- anlaşılması gereken; taraflardan birisinin diğerine ödemesi gereken ‘yargılama gideri’ olduğudur.

  • Yargıtay tarafından verilen ilâmlar:

Yargıtay’daki duruşmalar sonucunda, kendisini avukatla duruşmada temsil ettirmiş olan taraf lehine hükmedilen avukatlık ücreti, asıl davanın sonucu beklenmeden ve sonuçta verilecek karar ne olursa olsun, hemen takip konusu yapılabilir.[7]

  • İdari yargı mercilerinin tam yargı davası sonunda hükmettikleri tazminatlar ile yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkin bütün kararlar:

İYUK. m. 28/II’de, konusu belli bir miktarın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin, genel hükümlere göre icra ve infaz olunacağına işaret edilmiştir. Ancak İYUK. m. 28/II hükmüne göre bu tür kararların icrası talep edilmeden önce, bu kararın gereğinin yerine getirilmesi için banka hesap numarası ile birlikte idareye başvuru zorunlu olup, otuz gün içerisinde bu başvuru idare tarafından yerine getirilmediği takdirde, ‘idare mahkemesi kararı’ ancak bu halde ilâmlı takibe konu edilebilir hale gelmektedir.[8]

  • Sayıştay ilâmları:

Sayıştay Kanunu m. 53/II hükmü gereği, Sayıştay ilâmlarında gösterilen tazminat tutarları 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre tahsil edilir.

  • Hakem kararları:

Hem iç tahkim hükümlerine göre ve hem de Milletlerarası Tahkim Kanunu hükümlerine göre verilen kararlar ‘ilâmlı icra yoluyla takibe’ konulabilir. Aynı şekilde ‘tenfiz edilmiş yabancı hakem kararları’ da ilâmlı icranın ayrıcalığından faydalanır. Bunların yanında ‘tüketici hakem heyeti kararları’, ‘sigorta tahkiminde verilen hakem kararları’ ile ‘3533 sayılı Mecburi Tahkim Kanunu hükümlerine göre verilen kararlar’ da ilâmdır ve dolayısıyla ilâmlı icra takibine konu olabilirler.

  • Yabancı mahkeme kararlarının tenfizine ilişkin kararlar:

MÖHUK. M. 57 hükmüne göre, ‘tenfiz edilmiş yabancı mahkeme kararları’ Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmlar gibi icra olunur. Dolayısıyla, bu kararlar İcra ve İflas Kanunu’muzun tanıdığı “ilâmlı icra yoluyla takip” edilebilir.

Tüm bu ilâmlar dışında İİK. m. 38’de sayılan; mahkeme huzurunda yapılan sulhler ve kabuller, kayıtsız şartsız para borcu ikrarını içeren düzenleme şeklindeki noter senetleri, istinaf ve temyiz kefaletnameleri ile icra dairesindeki kefaletler (İİK. m. 36; 33; HMK. m. 350;367), kayıtsız şartsız para borcu içeren ipotek akit tablosu, bankalar için İİK. m. 150/ı hükmünde öngörülen ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilâmlı takibin bir kredi alacağına dayanması, Arabuluculuk Kanunu m. 18/II’ye göre arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan ve mahkeme tarafından icra edilebilirlik şerhi verilen anlaşma belgesi gibi ilâm niteliğinde olma özelliğini taşıyan belgeler de “ilâmlı takibe” konu yapılabilir.[9] Takip konusu alacağın dayandığı belgenin ilâm dengi belgelerden olup olmadığı konusundaki uyuşmazlığın çözüm yeri icra mahkemesidir.[10]

II- İLÂMLI TAKİBE KONULABİLMESİ İÇİN KARARIN KESİNLEŞME ŞARTI

  1. Genel kural olan hükmün kesinleşmesi şartının aranmaması:

Alacaklının, bir ilâma dayanarak ilâmlı icra takibi yapabilmesi için, hükmün kesinleşmiş olması kural olarak şart değildir; hüküm kesinleşmeden de alacaklı ilâmlı icra yoluna başvurabilir. Karara karşı kanun yoluna başvurulmuş olması (istinaf veya temyiz edilmiş olması), kural olarak ilâmın icrasını durdurmayacaktır (HMK m. 350, I; HMK m. 367, I).[11]

  • İlâmlı takibe konulabilmesi için kesinleşme şartının özellik arz ettiği mahkeme kararları:

Kural olarak bir ilâmın ilâmlı icra takibine konu edilebilmesi için kesinleşmesi aranmaz ise de, gerek kanun (HMK.) gerekse yüksek mahkeme içtihatları ile belirlenmiş ayrık durumlarda, ilâmlı takip yoluna başvurulması için kararın kesinleşmesi şart olarak öngörülmüştür. Buradaki ‘kesinleşme’ kavramı ile, HUMK.’da düzenlenen maddi anlamda kesinleşmiş bir kararın icrasından farklı olarak HMK.’da sadece şekli anlamda kesinleşebilen kararların icrasına ilişkin hükümler kastedilmektedir. Bu kapsamda her ne kadar İİK. m. 24 vd. hükümleri bir dava sonunda verilebilen ve bir eda hükmü içeren nihai kararlar bakımından uygulanabilir nitelikte ise de, HMK. m. 350 ve m. 367 hükümleri usule ilişkin olanlar hariç olmak üzere, her türlü nihai kararlar bakımından uygulanabilir niteliktedir.[12] Karar düzeltme yolu şekli anlamda kesinliğe dahildir. Bu nedenle, karar düzeltme yolunun açık olduğu hallerde, kesinleşmeden icraya konulamayan hükümler, hakkındaki karar düzeltme talebi sonuçlanmadıkça (veya karar düzeltme yolun başvurulmamışsa, karar düzeltme süresi geçmedikçe) kesinleşmez; yani icra edilemez.[13]

  1. Taşınmaz mallara ilişkin ayni haklardan kaynaklanan uyuşmazlıklar:

Taşınmaz mallar üzerindeki ayni haklardan kaynaklanan uyuşmazlıklar ve bu uyuşmazlıklara bağlı olarak hükmedilen feri nitelikteki yükümlülüklere ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemezler (icra edilemezler). Uygulamada sıkça karşılaşılan ‘tapu iptali ve tescil davası’, ‘önalım davası’, ‘ipoteğin fekki davası’, ‘ecrimisil davası’ gibi uyuşmazlıkların görüldüğü mahkemece verilecek hükümler bu niteliktedir. Buna karşılık taşınmazın aynının ihtilaflı olmadığı ‘müdahalenin önlenmesi davası’nda verilen kararın kesinleşmesine gerek yoktur. Diğer bir anlatımla ‘tapu sicil ve kayıtlarında değişiklik yaratacak mahiyette’ ve ‘taşınmazın aynına etki eden’ her tür davanın sonucunda verilen hüküm ilamlı icraya konulması için kesinleşmeye mecburdur. Yüksek mahkeme de yerleşik içtihatları ile bu dava türleri bakımından aynı yönde karar vermiştir:

Ö “İlamın, tapu sicilinde değişiklik yaratacak mahiyette ve taşınmazın aynına ilişkin olup, kesinleşmeden takibe konu edilemeyeceği”[14]

Ö “İlamın, tapu sicilinde değişiklik yaratacak mahiyette ve taşınmazın aynına ilişkin olup, kesinleşmeden takibe konu edilemeyeceği, alacaklı vekili, ilamın takip tarihinde kesinleşmiş olduğunu iddia etmediği gibi, esasen ilamın kesinleşmeden takibe konulabileceği yönünde beyanda bulunduğundan, kesinleşmemiş ilama dayalı olarak başlatılan takibin iptaline karar verilmesi gerekeceği”[15]

Ö “Taşınmazın aynı ihtilaflı olduğundan, takip konusu ilamın infaza konulabilmesi için kesinleşmesi şartına uyulduğunun görüldüğü, ancak, takip konusu yapılan vekalet ücretinin, kararın kesinleşme tarihinde muaccel hale geleceği nazara alınarak kesinleşme tarihinden itibaren faiz hesaplaması yapılması gerektiği”[16]

     Yüksek mahkeme bir uyuşmazlıkta ilâm taşınmazın aynına ilişkin olmamakla birlikte, “kal talebi de bulunduğundan” ilâmın fer’isi olan takibe konu vekalet ücreti-nin kesinleşmeden takibe konu edilemeyeceğini içtihat etmiştir.[17] Bunun yanı sıra “kira bedelinin tespitine” ilişkin[18] ve idare mahkemesinin “kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminata” ilişkin[19] ilâmının ‘kesinleşmeden infaz edilemeyeceği’ de yüksek mahkemece benimsenmiştir.

Bu kuralın istisnası ise kamulaştırma nedeniyle mahkemenin taşınmazın idare adına tesciline dair verdiği karardır. Bu karar kesin olup ancak tarafların bedele ilişkin tazminat hakları saklıdır.[20]

‘Şahsi haklar’ ve ona bağlı olarak hükmedilen ‘feri nitelikteki yükümlülükler’in icrası için kesinleşmesine gerek yoktur. Burada özellikle bir uyuşmazlığın “ne zaman taşınmazın aynına ilişkin olduğu” sorusu önem arz etmektedir. Yargıtay, temelinde uyuşmazlık bir ayni haktan kaynaklansa bile, dava sonunda verilen karar ayni hak üzerinde doğrudan bir etki doğurmayacaksa, bu tür kararların icrası bakımından kesinleşme şartını aramamaktadır.[21] Benzer şekilde; taşınmaz satım bedelinin ödenmesi, kira bedelinin ödenmesi, kira sözleşmesine aykırılık nedeniyle tahliye talebiyle açılan davalar, ecrimisil davaları veya kamulaştırmasız el atma iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkin davalarda hükmedilen tazminatlar taşınmazın aynına ilişkin olmayıp şahsi dava olduklarından, bu davalar sonunda verilen ilamlar kesinleşmeden icraya konulabilir.[22]

  • Aile hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklar:

‘Aile hukuku’ndan kaynaklanan uyuşmazlıklarda verilen kararların ilamlı icra yoluyla takip edilebilmesi için kesinleşmesi şart olmakla birlikte, asıl uyuşmazlığa bağlı fer’i yükümlülüklerin ilâmlı icra takibi yolundan faydalanabilmesi, bu yöndeki kararların kesinleşmesine bağlıdır. Bu çerçevede ‘boşanma’, ‘babalık davası’, ‘çocuk teslimi’ veya ‘çocukla şahsi ilişki kurulması’na ilişkin ilâmların icraya konulması için kesinleşmeleri şarttır. ‘Boşanma’, ‘evliliğin feshi ve butlanı’ davaları sonunda verilen bozucu inşai nitelikteki boşanma, evliliğin feshi ve iptali hükümleri kesinleşmeden icra edilemez.[23]

Boşanma hükmü kesinleşme tarihinden itibaren, kanun gereği geleceğe etkili olarak doğrudan sonuç doğurur ve ayrıca ilâmlı icraya ihtiyaç duymaz.[24]Ancak boşanma davası (veya herhangi bir aile hukuku davası) ile birlikte talep edilen feri nitelikteki; ‘faiz, yargılama gideri, vekalet ücreti ve tazminatlar’a ilişkin kararların icrası, asıl uyuşmazlıkta (boşanma davası vb.) verilen kararın kesinleşmesine bağlıdır. Bunun yanında ‘boşanma davasının kesinleşmesinden sonra ve aynı maddi olgulara dayanan tazminat davaları hakkında verilen tazminat ödenmesine yönelik kararlar’ boşanma davasının ferisi mahiyetinde olmadığından kesinleşmeden icra edilebilirler. Yüksek mahkeme de bu hususları:

Ö Boşanma hükmü kesinleşmiş ise, eklentilerin (yoksulluk nafakası, iştirak nafakası, maddi ve manevi tazminat vs.) infaz edilmesi için kararın, eklentiler yönünden de kesinleşmesinin gerekmeyeceği”[25]

Ö “Aile ve şahsın hukuku ile ilgili hükümlerin kesinleşmedikçe takibe konu edilemeyeceği, ayrıca, boşanma kararının “eklentisi” olan yoksulluk, iştirak nafakası, maddi-manevi tazminat, yargılama gideri ve vekalet ücreti de aynı kurala tabi olup, icra takibine konu edilebilmesi için boşanma hükmünün kesinleşmesi gerekeceği”[26]

Ö Boşanma kararı kesinleştiği takdirde ilamın aslı ve fer’ilerinin icra edilebileceği kabul edilerek, şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken,itirazın iptali yönünde hüküm kurulamayacağı”[27]

yönündeki içtihatlarıyla -açıkça- belirtmiştir.

             Yargıtay ayrıca; katılma alacağına ilişkin ilamlar ile bu ilamların fer’i niteliğindeki ilam vekalet ücretinin diğer edaya ilişkin ilamlar gibi, kesinleşmeden icraya konulabileceğini”[28] içtihat ettiği gibi, boşanma davasından bağımsız ve eklentisi niteliğinde olmayan ‘takı bedelinden kaynaklanan tazminat davası’na ilişkin verilen kararın icrası için ise kesinleşme koşulu aramamıştır.[29]

             Nafakalar hakkında ise, boşanma hükmünün eklentisi olarak hükmedilen yoksulluk ve iştirak nafakaları, boşanma ilâmı kesinleşmeden icraya konulamayacağı gibi bu nafakaların kaldırılması veya boşanma kararıyla birlikte kesilmesi gibi kararların icrası da boşanma ilâmının kesinleşmesine bağlanmıştır. Buna karşılık, ‘tedbir nafakası’, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra açılan ‘yoksulluk’ ve ‘iştirak nafakaları’ ile ‘yardım nafakaları’ bu kurala tabi olmayıp ilâmlı icra takibine konu olması için kesinleşme şartı aranmamakta ve hatta bu tür nafaka ilâmlarının temyizi icrasını durdurmayacağı gibi, nafaka kararlarında icranın geri bırakılmasına da karar verilememektedir (HMK. m. 350/I; 367/I; İİK. m.  36/IV).[30]

Yüksek mahkeme de bir olayda; “boşanma ilamının ferisi niteliğinde bulunan ve icrası ilamın kesinleşmesine bağlı olan maddi ve manevi tazminat alacağı ile vekalet ücreti için yapılan takibin ilam kesinleşmediğinden bahisle (ihtiyati haciz kararını etkilemeyecek şekilde) iptali kararı yerinde ise de; icrası niteliği gereği boşanma ilamının kesinleşmesine tabi bulunmayan tedbir nafakasına ilişkin takibin devamında bir usulsüzlük bulunmadığı nazara alınarak; sadece ek takip talebi ve icra emrinin iptaline karar verilmesi yerine, takibin tümden iptali yönünden hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu”na hükmetmiştir.[31]

  • Kişiler hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklar:

             HMK. m. 350/II ve 367/II hükümlerine göre kişiler hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklar hakkında verilen kararlar da kesinleşmeden icra edilemezler. Bu çerçevede kanun koyucu gerçek kişiler ile tüzel kişiler arasında bir ayrım yapmamıştır.[32] Buna göre uygulamada haksız marka tescilinden, haksız rekabetin mennine ilişkin kararlara varıncaya kadar, birçok uyuşmazlık bakımından kişiler hukuku ile ilişki kurularak kesinleşme şartı aranmaktadır. Ancak Yargıtay, takip dayanağı ilâmın şahsın hukuku ile ilgili olmakla birlikte; “tarafların hukuki durumlarında, kayıt ve sicillerde değişiklik yaratmayıp sadece malvarlığı ile ilgili olması” durumunda kesinleşme şartını aramamaktadır. Bu sebeple yüksek mahkeme;

Ö “İcra takibinin dayanağı olan icra mahkemesinin ilamı, kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat alacağına ilişkin olup, tarafların şahsı ya da ailevi yapılarına ilişkin hukuki durumlarında ve bunlara ilişkin sicil ve kayıtlarda bir değişiklik yaratmamakta, sonuçları itibariyle ancak tarafların malvarlığını etkilediği, bu itibarla ilamın, yasalarda sayılanlar arasında yer almadığından, takibe konulabilmesi için kesinleşmesi gerekmeyeceği”[33]

Ö “Eser niteliğindeki görsellerin izinsiz kullanımından kaynaklanan telif hakkı tazminatı alacağına ilişkin ilamın takibe konulabilmesi için kesinleşmesinin gerekme-diğini”[34]

                  Ö “Ölüm ve cismani zarar sebebi ile manevi tazminata ilişkin ilamın icraya konulması        için kesinleşmesi gerekmediğini”[35]

Ö “Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi’nce kişilik haklarına saldırı ve haksız rekabetin önlenmesine yönelik olarak oluşturulan hükmün kesinleşmeden infaz edilemeyeceği ve eklentisi olan yargılama giderleri ile vekalet ücretinin de kesinleşmeden takibe konulamayacağını”[36]

Ö “İş kazası nedeni ile manevi tazminata ilişkin davada verilen kararın icrası için kesinleşmenin gerekmediğini”[37]

 belirtmiştir.

        Bir uyuşmazlıkta ise; “yerel mahkeme ilâmında her ne kadar bedele hükmedilmiş ise de terditli talep (kooperatif ortağının ortaklıktan çıkarılması) şahsın hukukuna ilişkin olduğundan, bu ilamın kesinleşmeden infaz edilemeyecek nitelikte olduğu”[38] yönünde karar verilmiştir.

  • Menfi tespit ve istihkak davalarından kaynaklanan haller:

‘Menfi tespit davası’ sonunda, alacaklı veya borçlu lehine hükmedilen icra tazminat-larının ödenebilmesi için -İcra ve İflas Kanunu’nun 72/IV-V hükümleri uyarınca- ilâmın kesinleşmesi şarttır. Bunun yanında, bu davalar sonunda ‘yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkin’ olarak verilecek kararların icrası da menfi tespit hükmünün kesinleşmesine bağlıdır. Menfi tespit davasının esası bakımından icranın kısmen veya tamamen eski hale iadesi Kanunda ilâmın kesinleşmesi şartına bağlandığından (İİK. m. 72/V), menfi tespit davasını kazanan ve lehine tazminata hükmedilen borçlu, menfi tespit ilâmı kesinleşmeden, ilâmda hükmedilen tazminat ve yargılama giderleri (menfi tespit ilâmının eklentileri) için ilâmlı icra takibi yapmaz.[39]

Doktrinde[40] aksi görüşler bulunmasına karşın Yargıtay[41], “ilâmın bir bütün olduğunu” belirtip, olumsuz tespit davasında verilen hüküm hakkında kabul veya redde ilişkin olarak ayrıma gitmeden, her iki durumda da taraf lehine hükmedilen yargılama giderlerini  -tıpkı lehe hükmedilen tazminat gibi- değerlendirerek icrası için ilâmın kesinleşmesini şart görmüştür. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi HGK. 07/11/1990 tarih, 1990/12-46 Esas, 1990/564 Karar sayılı kararını esas alarak verdiği içtihatlarda bu görüşünü;

Ö “İİK’nun 72/4 ve 5.maddelerine göre menfi tespit davalarının kabul veya red tefriki yapılmaksızın ilamın fer’isi olan vekalet ücreti ve yargılama gideri alacaklarının da takibe konu edilemeyeceğinin kabulü gerektiği”

biçiminde ifade etmiştir.

Yüksek mahkeme, ‘yargılama aşamasında istirdat davasına dönüşen menfi tespit davası’ sonunda verilen kararın da icrası için kesinleşmesi gerektiğini açık ve kesin olarak belirtmiştir:

Ö “Şikayet tarihi itibariyle takibe konu ilam henüz kesinleşmediğinden menfi tespit davası istirdata dönüşmüş olsa da bu ilamın kesinleşmeden infazı mümkün olmayacağından mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekeceği”[42]

Ö “Menfi tespit ve yargılama aşamasında istirdata dönüşen ilamın kesinleşmeden takibe konu edilemeyeceği”[43]

       İcra mahkemesinin “istihkak davasının reddine ilişkin” verdiği ilâmlarda yer alan ‘tazminat’ ve ‘yargılama giderleri’ne ilişkin hükümler ilâm kesinleşmeden takip konusu yapılabilir.[44] Buna karşın, yüksek mahkeme mülkiyetin tespitine ilişkin olmaları nedeniyle “istihkak davasının kabulüne” ilişkin ilâmların kesinleşmeden infaz edileme-yeceği hususunu;

Ö “Mülkiyetin tespitine ilişkin olmaları nedeniyle taşınır mal haczinden doğan istihkak davasının kabulüne dair ilamın kesinleşmeden infaz edilemeyeceği”[45]

Ö “Taşınır mal haczinden kaynaklanan istihkak davasının kabulüne ilişkin icra mahkemesi ilamının (vekalet ücreti ve yargılama giderleri) kesinleşmeden icraya konu edilemeyeceği”[46]

şeklinde açıkça belirtmiştir.

  • Kira bedelinin tespitine ilişkin kararlar:

Kira bedelinin tespitine ilişkin kararların -kesinleşmeden- takip konusu yapılama-yacağı 12.11.1979 tarih 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile kabul edilmiş olduğundan hukukumuz bakımından, bu kararların da icraya konabilmesi için kesinleşmiş olmaları gerekmektedir.[47] Yargıtay da istikrarlı olarak bu yönde içtihat etmiş olup;

Ö Takibe dayanak yapılan “kira bedelinin tespiti” ilamının kesinleşmesi halinde yargılama giderleri ve vekalet ücreti kalemlerinin istenebileceğini”[48]

Ö Kira bedelinin tesbitine ilişkin ilamın kesinleşmesinden sonra, bu ilama dayanarak ilamdaki yargılama gideri ve vekalet ücreti için icra takibi yapılabileceğini”[49]

belirtmiştir.

  • Hakem kararları:
  1. Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre verilen hakem kararları:

    Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda hakem kararlarının İcra ve İflas Kanunu’nun ilâmlı icraya ilişkin hükümlerine göre yerine getirileceğine ilişkin açık bir hüküm olmamasına karşın, HMK. m. 439/IV hükmü ile iç tahkim açısından hakem kararlarının icrasının kesinleşmeden mümkün hale geldiği belirtilmektedir. Hatta hakem kararına karşı iptal davası açılmış olsa dahi  -icranın durdurulması kararı verilmedikçe- hakem kararının infazı (icrası) mümkün olacaktır.[50]

  • Milletlerarası Tahkim Kanunu Kapsamında Verilen Hakem Kararları:

     Milletlerarası Tahkim Kanunu 15/B-II hükmünde hakem kararının icra edilebilir olduğuna dair şerh verilmesi, ya iptal davası açılması süresinin geçmesine ya da tarafların bu hakkı kullanmaktan feragat etmesi şartına bağlandığından, bu hakem kararları yönünden ‘kesinleşmeden takibe konu edilemeyeceği’ sonucu çıkarılmaktadır.

  • Yabancı hakem kararlarının tenfizine ilişkin kararlar:

MÖHUK. (61/II, 57) hükümlerinden ‘tenfiz edilmiş hakem kararları’nın, “Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmlar gibi icra olunacağı” ve “tenfiz talebinin kabulü veya reddine ilişkin kararların temyizinin genel hükümlere tabi olacağı” açıkça ifade edilmiştir. Buna göre temyiz, kararın yerine getirilmesini durduracağından icra takibi olduğu yerde durur. Dolayısıyla kesinleşme bu kararların icrası için şarttır.

  • Tüketici hakem heyeti kararları:

     Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 70. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları; “tüketici hakem heyetinin kararlarının, İcra ve İflâs Kanununun ilamların yerine getirilmesi hakkındaki hükümlerine göre yerine getirileceği” ve “tüketici mahkemesine yapılacak itirazın, tüketici hakem heyeti kararının icrasını durdurmayacağını” belirtmiştir. Buna göre tüketici hakem heyetinin kararları kesinleşmeden ilâmlı icra takibine konu edilebilecektir.

  • Sigortacılık tahkim kararları:

     5684 sayışı Sigortacılık Kanunu’nun sigortacılıkta tahkimi düzenleyen 30. maddesi sigorta hakeminin kararlarına karşı Sigorta Tahkim Komiyonu’na itiraz yolunu öngörmüş ve “itiraz üzerine hakem kararının icrasının duracağını” belirtmiştir. Bu düzenlemeye göre, kararın icrası için doğrudan kesinleşme şartı aranmamakla birlikte, bu yöndeki karar takibe konu edildikten sonra, bu karara itiraz edilmesi durumunda itirazın takibi durduracağına işaret edilmektedir. Başka bir ifade ile kararın takibe konulması halinde burada bir kesinleşme şerhi aranmamaktadır.[51] Ayrıca sigorta tahkimi hükümlerine göre verilen değeri kanunda yazılı miktarı aşan kararlara karşı ‘temyiz yolu’ açık olup, bu kararların temyiz edilmesi icrayı durdurmaktadır.

  • Diğer bazı mahkeme kararları bakımından:

     a) Mahkumiyete dair ceza ilamlarının tazminat ve yargılama giderlerine dair kısımları, (5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’un 4. maddesi) ancak hükmün kesinleşmesiyle icraya konabilir. “Mahkumiyete ilişkin ceza hükmü”nde yer alan avukatlık ücreti, yargılama gideri, tazminat gibi ilâmın eklentisi niteliğindeki alacaklar, hükümlülüğün “yazılı emir” ile kaldırılması halinde takibe konu edilemez. Buna karşın “beraate ilişkin ceza ilamları”ndaki yargılama giderlerinin kesinleşmesinin beklenmemesi gerektiği ileri sürülmektedir. Bu konuya ilişkin olarak Yargıtay 8. Hukuk Dairesi;

     Ö Ceza Mahkemelerinin, tazminata ve yargılama giderlerine ilişkin hükümlerinin ilamlı icra takibine konu edilebileceği, 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 4. maddesi uyarınca mahkumiyet hükümlerinin kesinleşmedikçe infaz olunamayacağı, mahkumiyet kararının eklentisi olarak hükmolunan tazminat, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin de hüküm kesinleşmedikçe asla tabi olarak infazının istenemeyeceğini”[52]

     Ö Takibe konu edilen İcra Ceza Mahkemesi’nin ilamı Ceza Mahkemesinden verilen hükmün açıklamasının geri bırakılmasına ilişkin olduğundan yazılan kararın mahkumiyet hükmü içerdiğinin kabul edilemeyeceği, dayanak ilamın tazminat ilamı olduğu ve kesinleşmeden takip konusu yapılabileceğini”[53]

belirtmiştir.

     b) “Ticaret sicili memurunun teklifi üzerine, sicilin bağlı olduğu mahkemece, tescil konusunda verilen kararlar” (TK. mad. 35/IV) ile “ilgililerin ticaret siciline yapılacak tescil veya tadil yahut terkin talepleri üzerine, sicil memurluğunca verilen karara yönelik -sekiz gün içinde- yapacakları itiraz üzerine mahkemece verilecek kararlar” (TK. mad. 36/III) da icrası için kesinleşme şartı aranan kararlardır.

     c) İcra ve İflas Kanunu’muzun 31/a-I hükmü uyarınca, “bütün gemilere ve bunlarla ilgili aynî haklara ilişkin kararlar”ın ilâmlı takibe konu edilebilmesi hükmün kesinleş-mesine bağlıdır.

     d) İş Mahkemeleri Kanunu m. 7/4 hükmüne göre, “hizmet akdine tabi çalışanların zorunlu sigortalılık sürelerinin tespitine ilişkin kararlar”ın SGK tarafından uygulan-ması için kararın kesinleşmesi şart olmasına karşın, işverene karşı icra edilmesi için kesinleşme şartı bulunmamaktadır.

     e) Sayıştay Kanunu’nun m. 53/I hükmü gereğince, Sayıştay ilâmlarının icrası için kesinleşme koşulu aranmaktadır.

     f) “Kooperatif ortaklığından çıkarmaya ilişkin kararlar” şahsın hukukuna ilişkin kabul edildiğinden icrası için kesinleşmesi şarttır. Yargıtay, bir uyuşmazlıkta ise;              “kooperatif üyeliğinin tespitine ilişkin ilâmda şahsın hukuku kapsamında sicil kaydı oluşturacak nitelikte hakkın tartışıldığı ve ilâmın bu hali ile kesinleşmeden takibe konulamayacağı” yönünde karar vermiştir.[54]

     g) Özel mülkiyet konusu kaynak niteliğindeki suya yapılan elatmanın önlenmesi davası sonunda verilen kararların icraya konulabilmesi için kesinleşme şartı bulunmaktadır.[55]

     h) Deniz Müsadere Mahkemesi Kararları (3894 s. K. mad. 131/I) da kesinleşmeden icra edilememektedir.

      III- İCRASI İÇİN KESİNLEŞME ŞARTI BULUNAN İLÂMLARIN KESİNLEŞMEDEN TAKİBE KONU EDİLMESİ

          Kesinleştikten sonra takip konusu yapılabilecek olan ilamların, takip tarihinde kesinleşmiş olması gerekir. Aksi takdirde, takip konusu ilam takip sırasında kesinleşmiş dahi olsa, yapılan takibin iptali gerekir.

          Takip konusu ilamın, icra dairesince “kesinleştiği şekliyle” yerine getirilmesi (uygulanması) gerekir. İcra müdürü, “ilamın ne şekilde infaz edilmesi gerektiği” konusunda icra mahkemesinden aydınlatıcı bilgi isteyemez. Kendi anlayışına göre ilamı uygulaması gerekir. İlamın, ilam içeriğine aykırı biçimde uygulanmış olması halinde ilgililer şikayet yoluna başvurabilirler. Keza, icra mahkemesi takip dayanağı ilamın “hüküm bölümü”nü aynen infazla yükümlü olup, yorum yoluyla hükmü değiştirir nitelikte karar veremez. İlamın takip konusu yapılabilmesi için, “takip tarihinde” kesinleşmiş olması gerekiyorsa, bu hususun yani ilamın kesinleştiğine dair yazının ilamın altına veya arkasına yazılıp altının hakim ve yazı işleri müdürü tarafından imzalanmış olması gerekir.[56]

          Doktrindeki hakim görüşün aksine Yargıtay;“infazı için kesinleşmesi zorunlu olan ilamların takibe konu edildiğinde, icra müdürünün bir icra emri düzenleyerek borçluya tebliğ etmesi gerektiği, icra müdürünün, ilamın kesinleşip kesinleşmediğini kendiliğinden denetleme yetkisi olmadığını, icra emri tebliğ edilen borçlunun şikayet talebi üzerine bu konunun icra mahkemesince inceleme konusu yapılabileceği” yönünde görüş ortaya koyarak, icra müdürünün ‘takibe konmak istenen ilâmın kesinleşip kesinleşmediği’ yönünde bir denetleme yapmasının yetkisi dahilinde olmadığını belirtmiştir.[57]

          Borçlu, takip dayanağı belgenin ilâm niteliğinde olmadığı ya da ilâm niteliğinde olmakla birlikte takibe “ilâmlı icra takibi yolu ile takip edilmesi için kesinleşmesi gereken türden bir karar olduğunu” ileri sürerek ‘şikayet yolu’na gidebilir. Yargıtay;

     Ö Gayrimenkule ve buna ilişkin ayni haklara dair hükümler kesinleşmedikçe icra edilemeyeci; buna yönelik şikayetlerin de kamu düzenine ilişkin olup süresiz şikayete konu edilebileceği”[58]            

     Ö Takip dayanağı ilamda her ne kadar satışı vaad edilen taşınmazın bedeline hükmedilmiş ise de; mahkemece tapu iptali tescil talebi, yani taşınmazın aynı tartışıldığından, bu ilamın kesinleşmeden infaz edilemeyip, bu konudaki şikayetin süresiz şikayet olduğu”[59]

     yönünde içtihat ederekbu türden şikayetlerin “kamu düzenine ilişkin olduğundan süreye tabi olmadığı”nı   belirtmiştir.

          IV- SONUÇ

          Yukarıda izah edilen hususlar hukukumuzda bazı mahkeme kararlarının (ve ayrıca ilâm niteliğindeki bazı belgelerin) Kanun’da özel bir takip yolu olarak öngörülen ‘ilâmlı icra takibi’ne konu edilmesi için ‘kesinleşmesi’ şart görülmüştür. Bu şart, bazı ilâmlar bakımından -açıkça- genel ve özel kanunlarda öngörülmüş, bazıları bakımından ise Yargıtay içtihatları ile sabit olmuştur.

          “İcraya konulması için kesinleşme şartı aranan kararlar” açısından, borçlunun şikayeti ile takibin iptali prosedürü işletilebilmektedir. Bu sebeple, böyle bir sonuca meydan vermemek bakımından, uygulayıcılar için bu husus önem arz etmekte ve her somut olay bakımından takip yoluna başvurmadan önce titizlikle incelenmesi gerekmektedir.


* İzmir Barosu Avukatlarından

[1] ÖZBEK, M. S. Avrupa Birliği ve Türk Hukukunda İlâmlı İcranın Etkinliği, 2. Baskı, 2013, s: 287

[2] KURU, B. İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2. Baskı, 2013, s: 892

[3] PEKCANITEZ, H./ATALAY, O./ÖZKAN, M. S./ ÖZEKES, M. İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, 5.    Baskı, 2018, s: 267

[4]TANRIVER, S. İlâmlı İcra Takibinin Dayanakları ve İcranın İadesi, 1996, s: 44 vd., UYAR, T./UYAR,    A./UYAR, C. İcra ve İflas Kanunu Şerhi, 3. Baskı, 2014, s: 690 vd.

[5] Bknz: 12. HD. 11.10.2018 T. 13828/9636; 03.07.2009 T. 6576/14462; 11.07.1995 10722/10480

[6] Aksi yöndeki görüş için bknz: KURU, B. age., s:893

[7] Bknz: 12. HD. 2003 T. 8808/11012; 10.04.2003 T. 5268/7785 vb.

  [8] MİHBİR (Medeni Usul ve İcra ve İflas Hukukçuları Birliği) XIV. Toplantı, 15-16 Nisan 2016/Abant, “İlâmlı İcra”, s: 19

[9] YILDIRIM, M. K./ YILDIRIM, N. D. İcra ve İflas Hukuku, 7. Baskı, 2016, s: 311

[10] MUŞUL, T. İcra ve İflas Hukuku Esasları, 6. Baskı, 2017, s: 642

[11] PEKCANITEZ, H./ATALAY, O./ÖZKAN, M. S./ ÖZEKES, M. age., s: 269

[12] MİHBİR (Medeni Usul ve İcra ve İflas Hukukçuları Birliği) XIV. Toplantı, 15-16 Nisan 2016/Abant, “İlâmlı İcra”, s: 20 vd.

[13] KURU, B. age, s: 921- OSKAY, M./ KOÇAK, C./ DEYNEKLİ, A./DOĞAN, A. İİK. Şerhi, 2007, C:1, s:654-655

[14] Bknz: 12. HD. 21.02.2019 T. 5566/2741

[15] Bknz: 12. HD. 15.01.2019 T. 4915/170; 18.10.2018 T. 4085/10203

[16] Bknz: 12. HD. 05.06.2018 T. 1995/5834

[17] Bknz: 12. HD. 03.10.2018 T. 3946/9159

[18] Bknz: 8. HD. 11.10.2017 T. 10643/12770

[19] Bknz: 8. HD. 23.01.2018 T. 11757/1183

[20] COŞKUN, M. Açıklamalı-İçtihatlı İcra ve İflas Kanunu, 5. Baskı, C:1, s: 656

[21] Bknz: 12. HD. 08.02.2010 T. 21257/2295

[22] ÖZBEK, M. S. Kesinleşmeden İcra Edilemeyecek İlâmların Kesinleşmeden İcraya Konulması, Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C:2, S:1, 2016, s: 45

[23] KURU, B. age., s: 923-924, 979, 981

[24] TANRIVER, S. Türk Aile Mahkemeleri, 2014, s: 98

[25] Bknz: 12. HD. 14.01.2019 T. 4967/43

[26] Bknz: 12. HD. 25.10.2018 T. 4469/10618

[27] Bknz: 8. HD. 20.12.2012 T. 11973/12675

[28] Bknz: 8. HD. 27.05.2014 T. 11455/10849

[29] Bknz: 12. HD.17.05.2012 T. 32059/17546

[30] KURU, B. age., s: 925- TANRIVER, S. age., s:99-100

[31] Bknz: 8. HD. 16.06.2014 T. 20459/12599

[32] MİHBİR (Medeni Usul ve İcra ve İflas Hukukçuları Birliği) XIV. Toplantı, 15-16 Nisan 2016/Abant, “İlâmlı İcra”, s: 22

[33] Bknz: 12. HD. 23.01.2019 T. 5104/894; 27.09.2018 T. 3740/8843

[34] Bknz: 12. HD. 02.07.2018 T. 3154/7106

[35] Bknz: 8. HD. 01.03.2016 T. 22557/3688

[36] Bknz: 8. HD. 14.01.2014 T. 16/179

[37] Bknz: 8. HD. 05.11.2013 T. 8914/15846

[38] Bknz: 8. HD. 21.12.2012 T. 12417/12822

[39] KURU, B. age., s:387-MUŞUL, T. İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit ve İstirdat Davaları, 2014,        s: 27-31-YAVUZ, N. Uygulama ve Öğretide Menfi Tespit ve İstirdat (Geri Alma) Davası, 2007, s:217

[40] UYAR, T./UYAR, A./UYAR, C. age., s: 707

[41] Bknz: 8. HD. 12.05.2016 T. 701/8748; 25.01.2016 T. 23806/1065; 25.03.2014 T. 5737/5263; 21.01.2014 T. 13919/746

[42] Bknz: 12. HD. 12.02.2019 T. 5448/1883

[43] Bknz: 12. 17.01.2019 T. 4999/534

[44] Bknz: 8. HD. 25.03.2013 T. 14741/2219

[45] Bknz: 12. HD. 04.10.2018 T. 3692/9262

[46] Bknz: 8. HD 11.06.2015 T. 3240/13003

[47] UYAR, T./UYAR, A./UYAR, C. age., s: 705

[48] Bknz: 8. HD 17.05.2017 T. 4973/7242

[49] Bknz: 12. HD 29.09.2011 T. 1277/17040

[50] UYAR, T./UYAR, A./UYAR, C. age., s: 704

[51] MİHBİR (Medeni Usul ve İcra ve İflas Hukukçuları Birliği) XIV. Toplantı, 15-16 Nisan 2016/Abant, “İlâmlı İcra”, s: 26

[52] Bknz: 8. HD. 17.01.2013 T. 13098/381

[53] Bknz: 8. HD. 03.10.2013 T. 7585/14130

[54] Bknz: 8. HD. 16.02.2016 T. 23088/2507

[55] UYAR, T./UYAR, A./UYAR, C. age., s: 710

[56]UYAR, T./UYAR, A./UYAR, C. age.,s:712- TANRIVER, S. İlamlı İcra Takibinin Dayanakları ve    İcranın İadesi, 1996, s:162

[57] Bknz: 8. HD. 12.02.2015 T. 24928/3919

[58] Bknz: 12. HD 15.01.2019 T. 4925/151  

[59] Bknz: 8. HD 27.06.2016 T. 11478/11262 c


Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Call Now ButtonHEMEN ARAYIN
Eğitimlerimiz Hakkında Daha Fazla Bilgi Almak İçin Bizi Arayabilirsiniz:
Call Now ButtonHEMEN ARAYIN